İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Demokrasi ve Özgürlük bir grubun tekelinde mi?

Bugün kü konumuz demokrasi ve özgürlük olacak arkadaşlar. Uzun süredir gerek dünyanın gerekse ülkemizin gündemini meşgul eden sarı yeleklilerden ve şuan ülkemizin bir diğer gündemi olan sanatçı görünümlü boş boğazlara verilen cezalardan bahsedeceğim. Sarı yelekliler Fransa’da ortaya çıkan bir eylemdir. İlk başta masum gibi görünen eylem şuan çözülemez hale gelmiştir. Sadece zamları protesto etmek için başlatılan eylem artık amacının dışına çıkmıştır. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un açıklamalarını dinlerseniz ne demek istediğimi gayet güzel anlayacaksınız. Bu protestocu grup önce benzin fiyatlarına gelen zamların geri çekilmesini istemiş. Fransa’da geri çekmiş. Ancak eylemciler dağılmamış ardından maaşlara zam vergilerde indirim ve teşvik istemişler devletleri bu isteklerini de kabul etmiş yine dağılmamışlar. Daha sonra başka istek daha sonra başka istekte bulunmuşlar. Yani bu adamlar eylemlerinin ana konusundan çıkıp resmen ellerindeki eylemi fırsata çevirmeye başlamışlar. En sonunda Macron canlı yayında açıklama yaptı. Birçok kişi dinlemiştir. Ülkemizde de NTV ve CNN Turk yayınladı. En başta ilk tekliflerini kabul etmekle hata yaptık dedi. Biz bu kadar isteklerini kabul ederken onlar bunu fırsata çevirip daha çok şey istemeye devam ettiler. Bundan sonra Fransa hiçbir isteklerini yerine getirmeyecek olup eylemlere karşı sert müdahalelerde bulunacak dedi. O eylemin başında Cumhurbaşkanımızın bir açıklaması olmuştu. Kesinlikle hiçbir tekliflerini kabul etmeyin. Teröristlerin teklifleri kabul edilmez dedi. Eğer bugün kabul ederseniz sonra daha fazlasını isterler dedi. Ama onlar bu tip konularda tecrübeli olan Türkiye’nin sözünü dinlemek yerine bildiklerini okudular ve zararlı çıktılar.

Aynı şeyi ülkemizde de isteyenler oldu. Sarı yelekliler sokağa çıksın diye yaygara çıkarttılar. Peki neden çıkacaklardı. Ekonomik durumdan dolayı. Bu eylem masum bir eylem mi olacaktı. Tabiki de hayır. Gezi eylemlerini hatırlayın, ilk başta birkaç ağaç için başlatılan eylemin daha sonra bölücü grupların gösterisi haline geldiğini herkes dün gibi hatırlıyor. Peki bizim devletimiz bu ekonomik krize nasıl girdi biliyor muyuz? Bir çoğumuz sanırım unuttu. Biz bu krize Amerika ile olan ilişkiler yüzünden girdik. Amerikaya kafa tuttuğumuz için ülkemizin paralarını ingiliz bankaları üzerinden çekerekten kriz yarattılar. Piyasanın dolar TL dengesini bozarak sunni bir kriz yarattılar. Peki devletimiz sert bir duruş sergilemeyip teslim olsaydı. Belki o kriz hemen sona ererdi ama bundan sonra da hiçbir zaman Amerikaya kafa tutamaz hale gelecektik. Bu devlet 80 senedir hiç olmadığı kadar avrupaya ve amerikaya kafa tutar oldu. Eğer o bügün pes etseydi Türkiyeyi teslim etmiş olacaktı. Siz inanıyor musunuz ki CHP’nin ABD’nin sözünden çıkacağına yada Avrupanın sözünden çıkacağına. Her seçimden önce Almanyaya akıl almaya giden bir lider sizce bu ülkeyi kendi iradesiyle ne kadar yönetebilirdi. Erdoğan Suriye’de bir savaşa girdiyse Esada karşı girmedi. Avrupaya Amerikaya karşı girdi. Dikkat ederseniz ülkemiz yavaş yavaş krizden çıkmaya başladı. Amerika yaptığı sunni krizden en çok kendisi zararlı çıktı ve yaşanan kriz ekonomistlerinde söylediği gibi kendini de vurdu. Öyle olunca da geri çekildi ve krizde yavaş yavaş düzelmeye başladı. Hala şunu anlamayan bazı insanlar sırf bir kişi düşmanlığı yüzünden komik hale gelmiştir. CHP milletvekilinin dediği gibi Erdoğan en iyi şeyi de yapsa biz yine destek vermeyiz çünkü bize oy verenler bunun için oy veriyor diyerek amaçlarının ülke olmadığını ispat etmiş oldular. İnanmayan CHP’li Engin Altay hükümet hakkında söylediği sözler diye yazarsanız videoyu izleyebilirsiniz.

Gelelim son konuya geçen gün yaşını almış iki eski tiyatrocu halkın seçtiği Cumhurbaşkanına hakaret ediyor ve tehdit ediyor. Buna da özgürlük diyor. Müjdat Gezenin bu ilk vukuatı değil. daha önceden de hakaretler etmişti. Ancak öncekilerde devlet ses çıkarmamıştı. Son konuşmalarına bakarsanız resmen ölümle tehdit ediyor. Verdikleri örnekte çok komik seçimle değilde atamayla başa gelen diktatörleri örnek gösteriyorlar. Sorarım size hangi ülkenin sanatçısı kendi ülkesinin liderini tehditvari bir konuşma ile eleştirebilir. Kaç kişi ingiltere kraliçesini tehdit edebilir yada kaç kişi amerikan başkanını, rusya başkanını tehdit edebilir. Şuan diktatörlükle yönetilen Kuzey korede sorarım size kaç kişi bırakın tehdit etmeyi devlet kötü sözü söyleyebilir. Adamlar babam öldü ağlayın diyor halk ağlıyor ben kral oldum gülün diyor halk gülüyor. Eğer bir diktatör varsa seçimle değilde direk kendi kendini Cumhurbaşkanı yapıp halka her türlü zulmü yapan inönüdür. 1939-1950 icraatlarına bakarsanız ne demek istediğimi çok güzel anlarsınız. Ama bazıları gibi de anlamamazlıktan da gelebilirsiniz. İnsanları tabiki de eleştirebilirsiniz yaptıklarını yanlışları söyleyebilirsiniz. Politikalarına karşı çıkabilirsiniz ama bu size o kişiye hakaret etme yada tehdit etme hakkı vermiyor. Neymiş efendim yüzünü kuzeye dönenler ya mahsenlerde zehirleniyor yada asılıyormuş. Sorması ayıptır ABD sizi mi tuttu avukat olarak. Bu devlet yüzünü kime döneceğine abd mi karar veriyor yoksa devlet mi karar veriyor. Hem abd emperyalist dersiniz hem kapitalist dersiniz. Dünyayı sömürüyor bitiriyor dersiniz hemde yüzünü kuzeye dönersen asılırsın kesilirsin diyeceksin. Arkadaş bu dediğin ne senin anti kapitalist görüşüne dayanıyor ne de ülke çıkarlarına dayanıyor. Ben abd ye karşıyım ama onun sözünden de çıkmam demektir. Bu devlet kime yüzünü döneceğini kimseye sormaz ve kimsenin de tehditine göz yummaz. Metin Akpınarın tescilli mason olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak sizler bu ülkenin sanatçısıysanız bu ülkenin verdiği politik kararlara saygı gösterip ülkenizin yanında yer almanız gerekiyor. abd uşaklığı yapmanıza gerek yok. Levent Kırca’nın bir sözü vardı onu da açıp youtube de izleyebilirsiniz. Erdoğanı sevmem ama bugün fetö gibi örgütle başedebilecek tek insan o demişti. Bugün abd ile başedecek tek insan o değerli dostlar. Eğer o düşerse Türkiye düşer. Türkiye düşerse bütün müslümanlar düşer. Arakan düşer Afganistan düşer Suriye düşer kısaca dünyadaki bütün mazlumların kalesi düşer.

Neticeye gelirsek değerli dostlar herkes herkesi eleştirebilir yanlışlarını söyleyebilir politikalarına görüşlerine karşı çıkabilir bu özgürlüktür ve herkesin en doğal hakkıdır. Ancak özgürlük bir devlet başkanına hakaret etme yada onu tehdit etmek değildir. Sen bu ülkenin sanatçısıysan o zaman seni sanatçı yapan bu ülkenin halkı tarafından seçimle başa gelmiş bir insana nasıl konuşulması gerektiğini bileceksin ondan sonra eleştireceksin. Seni sanatçı yapan halktır onlar beğendiği için sanatçı oldun. Şimdi yine aynı halk bir insanı Başkan seçmişse o zaman sende halkın bir parçası gibi davranıp devletine karşı saygılı olacaksın. Hakaret edip tehdit ediip mağdur edebiyatı yapmayacaksın. Ya tükürdüğünü yalamayacaksın yada saygılı olacaksın. Yakında Asgari ücret ve emeklilik ile ilgili yazımı paylaşacağım. O yazımda bende devleti eleştireceğim ama saygı çerçevesinde ve haklı nedenlerle eleştireceğim.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir